...
TSK Mehmetçik Vakfı
HAVVA DURUMU

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 26 Kategoride 1563 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Beypazarı Hakimi Ertekin : “Ak Parti’nin Veraset sorunu var”

18 Şubat 2013 Tarihinde Yayınlandı 344 Kez Okundu
Ana Sayfa » Haberler»Siyaset»Beypazarı Hakimi Ertekin : “Ak Parti’nin Veraset sorunu var”

orhangazi ertekinDemokrat-Yargı Derneği Eşbaşkanı ve Beypazarı Hakimi Orhan Gazi Ertekin, AK Parti’nin veraset sorunu ile karşı karşıya olduğunu söyledi. Ertekin, “AK Parti bugün, iktidar veraseti sorunu ile karşı karşıyadır. Bugün ciddî sorun, Ak Parti iktidarının vârisinin kim olduğudur. Sorunun cevabı, 2014’te çözülecektir” dedi.

Türkiye’de 2010 referandumundan sonra en önemli siyasi olaylardan birisi, 7 Şubat’ta patlak veren MİT kriziydi. Ak Parti ile Gülen Cemaati arasında güçlü bir biçimde varlığını sürdüren eşgüdümün yerini kuşkuya ve gizli bir rekabete bırakmasıyla sonuçlanan bu kriz, Yargıda Cemaatin gücünü de tartışmaya açtı. 7 Şubat’a kadar çoğunlukla ulusalcı kesim tarafından dile getirilen Yargıdaki Cemaat örgütlülüğü konusu, bu tarihten itibaren demokrat ve dindar bazı isimler tarafından da sıklıkla dile getirilmeye başladı. O isimlerden birisi de, Demokrat-Yargı Derneği Eşbaşkanı ve Beypazarı Hakimi Orhan Gazi Ertekin, entelektüel bir bakış açısıyla ve siyaset bilimin kavramlarına hâkim bir analizle Yargı’ya ilişkin sorularımı Milat okurları için ayrıntılı olarak cevapladı.

RÖPORTAJ: NİL GÜLSÜM

Yargıyla ilgili eleştiriler çeşitli ve farklı içerikte. Siz hangi yönden eleştiriyorsunuz?

Türkiye’de 1950’li yıllarda, 1954’te, 1956’da, 1958’de ciddî yargı tartışmaları çıktı. Bu yıllarda CHP, yargı bağımsızlığından dem vurmaya başladı. Demokrat Parti yargıda sorunlar var dedi. Ve her ikisi kavgaya başladılar. 1960’larda da bu tartışma yaşandı. Bu sefer yargı bağımsızlığını gündeme getiren yine CHP oldu. Adalet Partisi, yargıda sorunlar var dedi. 1980’li yılların sonunda Özal üzerinden aynı tartışma gündeme geldi. CHP yine yargının bağımsız olduğunu söyledi. ANAP ise, ‘Yargıda sorunlar var’ dedi. 2006’da CHP yargı bağımsızlığından söz etmeyi sürdürdü. Ak Parti de, ‘Yargıda ciddî sorunlar var ve müdahale edeceğim’ dedi. 2010 yılından sonra ise, ‘Yargı bağımsızdır’ sözü Ak Parti’ye geçti ve CHP, ‘Yargıda sorunlar var’ demeye başladı. Fakat daha sonra ilginç bir şey oldu ve 7 Şubat’taki MİT Krizinden sonra Ak Parti, ‘Yargıda sorunlar var’ derken; Cemaat, ‘Yargı bağımsızdır’ demeye başladı. Daha tuhafı, bir süredir ‘Ak Parti yargıyı ele geçirdi’ diyenler, son yargı paketinden sonra, ‘Ak Parti, yargıyı ele geçirmeye çalışıyor’ demeye başladı. Eğer Ak Parti yargıyı geçmişte ele geçirmiş idiyse, tekrar niçin ele geçirsin ki? Yine Ak Parti de, yargı bağımsızlığından söz ederken, yargıda sorunlar olduğunu ve bu sorunların giderilmesi gerektiğini söylüyor.

AK PARTİ VERASET SORUNU İLE KARŞI KARŞIYA

2010 referandumu önemli bir dönüm noktası. Bu tarihten sonra ne değişti ve yargıda gücü kim ele geçirdi?

Bir ayrım yapmak zorundayız. O tarihte henüz Ak Parti kendi hiziplerini doğurmamıştı ve kendi iktidar veraseti sorunu ile karşı karşıya değildi. Ak Parti bugün, iktidar veraseti sorunu ile karşı karşıyadır. Bugün ciddî sorun, Ak Parti iktidarının vârisinin kim olduğudur.

VARİS 2014’TE BELLİ OLUR

Kimdir Ak Parti’nin vârisi sizce?

İki cevap var. İlkinde Cemaatin, Abdullah Gül’ün ve çeşitli uluslar arası güçlerin yer aldığı bir grup var. Bir de, Erdoğan ve çevresi var. Erdoğan da farklı ittifakları deniyor. Her iki grup da, Ak Parti’nin asıl vârisinin kendisi olduğunu iddia ediyor. Ama sorunun cevabı, 2014’te çözülecektir. Ak Parti’nin asıl vârisinin Erdoğan olduğunda kuşku yok. Fakat, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı veyâ Başkan olması durumunda Ak Parti’nin genel başkanının kim olacağı sorusu önemli. Erdoğan, Abdullah Gül’ün genel başkan olmasını istemiyor. Sorun da bu.

Erdoğan’ın Gül’e yönelik bir tavrı olduğu kanaatine nereden varıyorsunuz?

İktidar içinde hiziplerin doğuşunun işaret fişeği 7 Şubat’ta atılmıştır. 7 Şubat’ta patlayan MİT krizi ile yargıyı ele geçirdiği iddia edilen Ak Parti içerisinde iki farklı yargı perspektifi olduğunu gördük. Bu krizden önce Ak Parti tarafından ele geçirildiği söylenen yargı, 7 Şubat’ta MİT Müsteşarının kapısına gelmiş oldu. Bu da, yargıda farklı bir politik yoğunlaşmanın olduğuna dair bir kanaat oluşturdu. Bu kriz ile birlikte bir hiza alma durumu oluştu. Meselâ basında, Engin Ardıç Erdoğan tarafında yer alırken; Ahmet Altan, Gülen, Abdullah Gül safında hizalandı.

Farkları nedir?

Erdoğan’ın tarzı, biraz daha geleneksel devlet tarzı. Gül’ün tarzı ise, biraz daha Kafka romanı tarzı. Her şeyin belirlendiği, hukuk devletine inancın vâr olduğu, ama hiçbir zaman hukuk devletinin de oluşmayacağı türde bir anlayış. Erdoğan daha geleneksel iken, Gül ve Gül tarzı, daha Batıcı.

ERDOĞAN, KESİN KARARINI VERDİ

Erdoğan nasıl bir yol çizdi 7 Şubat sonrasında?

Erdoğan, MİT krizinden sonra partiye destek veren bu grupla ilgili kesin bir kanaat edindi. Erdoğan bu grubu devlet alanı dışına ve yine parti dışına taşıma çabası içine girdi. Ayrıca, partiyi kendi cumhurbaşkanlığı sonrası için düzenlemeye başladı. Abdullah Gül’ün Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına râzı olacağını, ama partinin yönetimini ve genel başkanlığını isteyeceğini düşünüyorum. Tayyip Erdoğan tam da bu sebeple, Gül-Gülen çizgisine karşı, daha önce parti niteliği ve hüviyeti kazanmamış Ak Parti’ye bir parti kimliği kazandırmak için girişimlerde bulunmaya başladı. Çeşitli isimleri partiye kazandırarak, kendisinden sonra da yaşayacak bir parti tasavvuruna girdi.

ABDULLAH GÜL PARTİNİN BAŞINA GEÇMEK İSTİYOR

Sizin yorumunuzdan hareketle soruyorum: Erdoğan’ın bu stratejisi nasıl karşılık görür?

Erdoğan bu stratejiyle ilerlerken Abdullah Gül, bir yandan partinin genel başkanlığına hazırlanıyor; diğer yandan da, eğer Ak Parti’de genel başkanlık olmazsa, yeni bir partinin imkânlarını araştırıyor.

Oldukça önemli bir iddia bu?

Bizzat tanıdığım popüler bir isme, eğer bir parti kurulursa, kendilerine katılıp katılamayacağı yönünde bir teklifle gelindiğini biliyorum.

GÜL-İLE GÜLEN GRUBU ORTAK HAREKET EDİYOR

Ne zaman oldu bu?

Altı-yedi ay önce. Sadece bir kişi değil, bazı popüler isimlere aynı teklif gitmiş durumda. Ellerine geçirdikleri fırsatları, bu cepheleşmenin unsurlarına dönüştürüyorlar. Şu anda Ak Parti’de bir siyasi veraset sorunu vardır. Yargı da, Gül-Gülen grubu safındadır. Bu da, 7 Şubat’ta ortaya çıkmıştır.

Başbakan 7 Şubat’ı bekliyor muydu?

Başbakan, 7 Şubat’tan yaklaşık 20 gün önce bir konuşmasında, yargıya milletin elinin değdiğini söyledi. Aynı yargı, 20 gün sonra Başbakan’ın kapısını çaldı. Buradan anlaşıldığı kadarıyla Başbakan bu hamleyi beklemiyordu.

Siz bu tür bir hareket bekliyor muydunuz?

Ben, HSYK’da veyâ başka bir kurumda görev yapan kişilerin aidiyetleri, Gülenci olup olmadıkları ile ilgili değilim. Zaten bu şekilde analiz yapılmaz. Siyasi analiz, politik yoğunlaşmalar ile yapılır. Benim için önemli olan, hangi hareketler hangi kurumlarda politik olarak yoğunlaşıyorlar ve hangi kurumları kendi eylemlerini geliştirmek için kullanıyorlar? Bu anlamda Gülen cemaatinin, daha doğrusu Gülen aparatının yoğunlaştığı kurumlar, Emniyet ve Yargı’dır.

BAŞBAKAN YARGIYA MİLLETİN ELİ DEĞSİN İSTİYOR

Başbakanın durumu nedir bu noktada?

Başbakan ve Gülen arasında Yargı konusunda tarz farkı var. Başbakan Yargı’ya kendi politik karizması ile yöne vermeye çalıştı. Oysa Gülen, Yargının mutfağına hâkim olduğu için perspektifi belirliyor. Dolayısıyla Gülen cemaati, Yargı’da olan her şeyi avucunun içi gibi bilebilecek durumda. Durum 7 Şubat’a kadar böyleydi. Fakat 7 Şubat’tan sonra Başbakanın ne tür analizler yaptığını bilemiyorum. Son yargı paketine bakılırsa, Başbakanın Yargı’ya milletin elinin değmesini istediğini görüyoruz. Bu politikası doğrudur ve bunu destekliyorum. Ama burada şu da var: Demek ki, Yargı’ya milletin eli değmemiş. Demek ki, hepimiz kandırılmışız. Başbakan da, bütün Türkiye bunu anladı.

Nasıl açıklıyorsunuz 7 Şubat’a giden süreci?

Halkımız, 2010 referandumundan sonra demokratikleşmeye yönelik ilgisini kaybetti. Bu sebeple Yargı’da olup bitenlerle ilgilenmedi. Artık Yargı’nın emin ve ehil ellere geçtiği yargısı genelleşti. Tâ ki, 7 Şubat’a kadar.

CEMAAT ERKEN HAMLE YAPTI

7 Şubat hamlesinin sebebi neydi sizce?

Cemaatin MİT krizi sonrası tavrı, aslında erken bir hamle yaptıklarını gösteriyor. O zamana kadar müthiş bir özgüven duygusu içinde olan Cemaat, 7 Şubat’tan sonra tekrar tedbir sürecine girdi. Burada şunu bilmek zorundayız: Cemaat, kendisini yeni bir devlet çekirdeği olarak inşa etme sürecine girdi. Aslında daha önceki sürece girilmiş oldu. Eskiden vesayet, Cumhurbaşkanlığı, MGK ve Anayasa Mahkemesi üzerine kurulmuştu. Derin devlet de bunlar üzerine inşa ediliyordu. 2010 referandumundan sonra geleneksel devlet yapısı ve kadroları, yeni bir örgütlenmeye ve kadroya yerini bıraktı. Geçmişin tarihsel blokunda, Ordu-Aydınlar-Bürokrasi yer alır. İstanbul burjuvazisi de bu bloka destek verir. 2010 referandumundan sonra, yeni bir iktidar seçkinleri doğdu.

Kimler var yeni seçkinler blokunda?

Erdoğan’ın kendisi, Gülen Cemaati ve Yargı var bu yeni blokta. Bugünkü iktidarı, bu üç grubun politik hacmiyle algılamak gerekir. 7 Şubat’tan sonra bu blok çatlamıştır. Gülen grubunun bu tarihten itibaren tavrı, bütün siyasal süreçleri denetleyen yeni bir iktidar alternatifi oluşturma çabasıdır. 7 Şubat’ta Ak Parti iktidar olamadığını görmüş ve bugün yeniden iktidar olmanın yolunu açmaya çalışmaktadır.

Cemaatin Yargı’da bu etkinliği niçin bu denli eleştiriliyor?

Herhangi bir dindarlık hâlinin, herhangi bir cemaatin ve inanç grubunun Yargıda veyâ devlet dairesinde bulunmasında hiçbir sakınca yoktur. Hatta olmalıdır. Eğer bir Ermeni, Kürt, türbanlı veyâ türbansız bir bayan bir kamu kurumunda olamıyorsa, orada bir eksiklik vardır; o kamu alanı, cumhurun kamu alanı, demokratik bir kamu alanı değildir. Bütün dindarlıkların o alanlara ulaşması mümkün olmalıdır. Fakat bir kamu kurumu örgütlü bir grubun hedefi olduğu andan itibaren problem doğar. Çünkü bu suretle o kamu kurumunu ve alanını kendi perspektifinizle yeniden örgütlemeye başlarsınız. Zaten bugünkü durumun geçmiş 150 yıldan farkı budur. Geçmiş 150 yılda Yargı devletin elindeydi. Yargı bugün ilk defa, örgütlü bir grubun hedefidir ve o grup tarafından kullanılmaktadır.

CEMAAT YARGIYI MAKİNELEŞTİRİYOR

Yargı bakımından ne tür bir anlamı vardır bu durumun?

Bu durum, demokratik değerlere karşı bir tehlikedir. Çünkü Yargının ve hukukun kişisel bir özerklik üzerinden yürümesi gerekir. Dindar bir sünninin veyâ bir Alevinin bu özerkliği sağlaması gerekir. Oysa Cemaat örgütlülüğü, en üst derecede kimlik üretme alanı olan Yargıda bir tür makineleşme oluşturmaktadır.

CEMAAT PARTİ KURSA YÜZDE ÜÇ BİLE ALAMAZ

Yargıda örgütlü olduğunu söylediğiniz Cemaat niçin ayrı bir siyasi oluşum veyâ parti kurmuyor?

Cemaatin siyasi desteğinin yüzde 3 bile olduğunu sanmıyorum. Bugünkü yolları çok daha akıllıca. Daha güçlü bir yapıdan istifade etmek varken, ne diye ayrı bir parti kursunlar ki! Yeni bir yaşam alanı oluşturmak zordur. Ama bir başkasının yaşam alanından beslenmek çok daha kolaydır.

Gülen Cemaati ile Abdullah Gül arasında olduğunu söylediğiniz ilişki ne nitelikte?

Tayyip Erdoğan ile Abdullah Gül arasında tarz farkı var. Abdullah Gül, daha Batılı, soğukkanlı bir tarza sahip. Gülen Cemaatinin Abdullah Gül için sadece bir imkân olduğunu düşünüyorum. Abdullah Gül için Gülen Cemaati çok önemli değil. Eşit partnerler değiller.

Başbakanın Saygun ziyareti sonrasında gelen 28 Şubat operasyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kaçınılmaz olarak bunun politik bir anlamı olduğunu düşünüyorum. Başbakanın bir konum almasıdır. Daha önce İlker Başbuğ hakkında sarfettiği sözler de göz önüne alınarak bunun bir cepheleşme olduğu kanaatindeyim. Bu son durum, Yargı’daki yarılmanın birbirini dengeleyici görüntüsünden ibaret. Son 28 Şubat gözaltıları, Saygun ziyaretine karşı verilen tepkiden başka bir şey değil.

ÇATIŞMA İMALARLA SÜRÜYOR

Bu çatışma devam eder mi?

Şu ana kadar Erdoğan ile Cemaat arasındaki çatışma, üstü kapalı ve imalarla sürüyor. Gülen, kibirden söz ederken, Tayyip Erdoğan Gülen’i Türkiye’ye davet ediyor. Fakat iki taraf da, birbirlerine yönelik mücadelelerini kamusallaştırmıyorlar. Dolayısıyla, ‘kavga’, ‘çatışma’ gibi kavramlar, analizcilerin tercümanlığı ile ortaya çıkıyor. Herkes açık olmalı. Böylece biz de kimin haklı olduğuna karar verip ona göre konum alırız.

Bu çatışma veyâ mücadele sonrasında kazanan kim olur sizce?

İnşallah kazanan Cemaat olmaz.

Milat

Bu Haberi Paylaşın...
Share on Facebook0Share on Tumblr0Share on Google+0Tweet about this on TwitterPin on Pinterest0Email this to someonePrint this pageBuffer this page

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

beypazarı haber

beypazarı gündem

beypazarı

beypazarı sondakika